
Bilim ve din uzlaşmaz söylemi, bilim kilisesinin rakibini yani hristiyan kilisesini yıkmak ve tasfiye etmek için ürettiği bir söylemdir.
“hristiyanlık akıl dışı bir dogma, bilim ise saf rasyonalitedir” iddiası da kesinlikle bilim kilisesinin bir saldırı argümanıdır.
esasen bildiğimiz tüm dinler ortaçağda veya öncesinde üretilmiş birer algı çerçeveleri, dünya görüşleri veya paradigmalarıdır. bilimperestlik ise modern çağda üretilmiş bir paradigmadır.
son tahlilde birer paradigma olmak itibariyle hiçbirinin birbirinden farkı yoktur. ancak üretim tarihleri nedeniyle hakikat içerikleri değişiktir. bu noktada açıklayıcı olması bakımından atom modellerini örnek vereyim:
ilk atom modelinde elektronların kekteki üzümler gibi olduğu iddia edilmişti. bir sonraki modelde ise elektronların güneşin etrafında dönen gezegenler gibi olduğu…günümüzde ise elektronların çekirdek etrafında bir bulut oluşturduğu öngörülüyor.
bu misalde de görüldüğü üzere, insan zihni hakikate modellerle yaklaşıyor. ilk üretilen atom modeli, çok daha az hakikat payı içerirken, sonra üretilenler hakikate bir parça daha yakın oluyorlar. ancak insan zihni yeni yeni modeller geliştirerek hakikate ne kadar yaklaşırsa yaklaşsın, hiçbir zaman mutlak hakikate erişemiyor. belki her aşamada modelin hakikat içeriğini biraz daha zenginleştirmekle yetiniyor.
ufuk bir tilkidir kaçak ve kurnaz…
hakikat bir tilkidir kaçak ve kurnaz… hakikat çok hilekar, çok kurnaz ve çok aldatıcıdır…hakikat bir tilkidir…(bu da konumuzun sembol ve mecaz diliyle ifadesi oluyor. şiir dili…) (bkz: #64381958)
dinleri veya insanın sahip olduğu en geniş algı çerçeveleri olan paradigmaları da birer atom modeline benzetebiliriz. onların da eskiden yeniye doğru geldikçe hakikat içeriklerinin zenginleştiğini görürüz.
bu anlamda “bilimsel pozitivist paradigma”nın seleflerine oranla hakikate genel olarak daha yakın olduğunu söyleyebiliriz. zira “bilimsel pozitivist paradigma” evrensel sırların şuura açıldığı üçüncü şuur mertebesinin bir ürünü iken, ortaçağ paradigmaları olan dinler, ikinci şuur mertebesinin ürünleridirler. (bkz: #109154109)
ikinci şuur mertebesindeki paradigmalar katı kuralcılık ve dogmatiklik üzerine bina edilmişlerdir. aykırı düşüneni linç etmek bu bölgede olağandır. meşruiyet ise kutsallıklar üzerinden sağlanır.
üçüncü şuur mertebesinde ise evrensel sırlar şuura ilham şeklinde inmeye başlar. burada kutsallıklar yavaş yavaş ortadan kalkmış, yerini ilim ve hikmete bırakmaya başlamıştır.
ancak bu mertebenin iki yüzü vardır. karanlık yüzü deccal, aydınlık yüzü ise hz. isa temsil eder. batı medeniyeti çok kabaca olarak ifade edecek olursak, isevilik ve antik yunan diyalektiğinde kıvamını bulmuştur.
batı şu anda diyalektik yasalar gereği deccaliyet aşamasını yaşamaktadır. tüm ilim ve hikmetini inkar üzerine kurgulamaktadır. ancak gelecekte bu durum değişecek ve batı dünyası bir düzeltme hareketi ile tekrar isevi aslına dönecektir. o zaman, ilim ve hikmet olması gerektiği gibi ilahi marifete hizmet eder hale gelecektir. diyalektik yasalar, bu düzeltme hareketini zorunlu kılar. ahir zamanda hz. isa’nın tekrar yeryüzüne ineceği haberini veren hadis-i şeriflerin bir tevili de budur.



