
Bir arkadaşımızın arkadaşın dua üzerine güzel bir tefekkürü:
duanın şöyle bir yönünü de tefekkür edelim.
insanların ortak duaları ve kendi hususi duaları vardır. ömür dediğimiz olgu, sayamayacağımız kadar çok ve sürekli edilen dualar bütünüdür. istisnasız hepsi işleme alınır ve yerini bulur: kabul edilerek gerçekleşen, ertelenerek gerçekleşen, kabul edilmeyerek gerçekleşen…
kulların anında icabet edilen dularına örnek verelim:
ayağa kalkma, oturma, yeme, içme, derin nefes alma, koklama, tad alma, konuşma…
tüm bu gibi dular, saliseler içinde anında kabul gören, pek farkında olmasak da sürekli ettiğimiz rutin dualar hükmündedir. bu temel dualarını etmeyi, kabul edilecek formatta sunabilmeyi küçük yaşlarda anbean, hece hece öğrendik. bazen bu duaların kısa süreli kesintiye uğradığı vakitler de vardır.
kabulünün gecikmesi/erteleme:
sokakta tam bir adım atacakken o duanın icabetinde bir aksaklık olur. bir de bakmışız ki o adımı atsaydık arabanın altında kalacaktık. bilmeden ettiğimiz adım duasının geri tutulmasıyla başımıza gelebilecek olan kazadan duanın anlık ertelenmesi ile korunduk.
yani:
yavaş kalkayım; kabul.
şu çiçeğin kokusu alayım; kabul.
şu an kalkayım; red.
şimdi gideyim; kabul.
bunlar duaların beyin ve sinir sistemi üzerinde cereyan edişinin, mikro ölçekteki dualarımız özelliği taşıyan olguların doğasına bakış için kısa bir misal olsun.
her anımızda tüm dualarımız, bizim gerçekte farkında olmadığımız, nefsimiz ölümü tadıncaya kadar bu şekilde kabul veya red edilip durmakta. tüm bu basit gibi görünen ama incelendiğinde müthiş bir karmaşıklık içeren işleyişi düşündüğümüzde dua, gerçekleşecek zeminde o duanın açığa çıkabileceği bir işlevsel şuurun ve şartların hazır olmasını gerekli kılmakta.
herkesin bildiği manada dua etmek diye tabir ettiğimiz şey ise, her an kabul olan duaların aksine, farkındalıkla beynin frekans akışlarına yönlendirdiğimiz mikro elektriksel yükün hedef bölümlerdeki gerilimini, farklı frekans boyutlarının talebi için düşüncelerimizi yoğunlaştırmamız şeklinde olur. bu talep çağrısını yaptığımız bölgelerde meydana gelen akımlar ilgili birimlere dağıldığında kalbin alanına da erişmeye çalışır. eğer kalp merkezinden onayını alabilen bir şuura sahipsek ve kalbimiz pasından arınmış bir kalp ise, sinirsel ve elektriksel iletim yolu ile nakil gerçekleşerek talep işleme konulur. temiz niyetle sâlih duaların yayın istasyonu kalptir. hevesle, şehvetle istenilenlerin ki ise başka mecralar.
Peygamber Efendimiz namazlarda dahi sahabede açığı çıkan güzel duaları sürekli örnek göstererek teşvik buyurmuştur. kulların her an güzel olana odaklanmalarını engellemeyip, hata yaptıkları yerleri onlara açıklamıştır.
yanlış/bozuk/düşük frekansta yapılan yayınlar ilahi rahmet tarafından ya soğurularak söndürülür ya da açığa çıkartılarak bumerang gibi sahibine geri döndürülür. geri dönen şey aslında kendi üretimimiz olan yayınların adeta tabancanın ateşlenen mermileri gibidir. kabul olunmayan duaları, gerekli zeminin bizim için henüz olgunlaşmış bir kıvamda olmadığına veya tercihimizin bizim zannettiğimiz gibi lehimize olmamasına veya bir hayır içermemesine gönül rahatlığıyla yorabiliriz ve bu konuda sürekli allah’a hüsnü zan edebiliriz.
her bir fiil, eylem ve niyetimizde, ‘’bismillahirrahmirrahim’’ lafzını zikretmemizin önemle tavsiye edilmesi, insanın bir anlamda her an dua yayını yapan bir şuurun sahibi olduğunu ihtar eder. kulları önemli kılan husus dualarıdır. insan bu hakikat ile adeta sadece dua makinesi gibi bir canlı neredeyse.
ayrıca düşünme eyleminin dahi bir dua akışı hususiyeti taşıdığını da idrak etmeliyiz. duadan dilini men etmiş dervişler ise daha farklı bir mevzudur. bu vazgeçiş, kendinde dileyenin sadece allah olduğunu apaçık şekilde müşahede etmekten ileri gelen bir haldir.
işte biz tüm olan biten işleyiş içerisinde, çok kuvvetli bir benlik vehminin kıskacında, hayal zemininde rüyamızı görüyoruz. gördüklerimizi de yitirmekten, elden kaçırmaktan da ölesiye korkuyoruz. sürekli endişe eden, korkan, kaygı duyan mahluklarız biz.
her şeyin hakk’tan olduğu ölçüsüne nefsimiz ile şahitlik edip, sürekli olaylara müdahale ettiğimiz zannından kendimizi sıyırmadıkça, tekrar edip duran aldanış döngüsünden de kurtuluş mümkün olmayacaktır. kişi için ya hakk’ın seslenişini duymak vardır; yahut vehim, vesvese kanallarından gelen menfi ve yıkıcı akımlara gark olmak. hakikatte dualarımızda iyi, güzel, faydalı olanı, kulları vesilesi ile dileyen sadece o’dur. bizden açığa çıkmış hiçbir şey yoktur ki, bir kademe öncesinde muhakkak o’nun tarafından dilenmemiş olsun. dilimizden hayır namına sözler dökülüyorsa, bizden o duanın gereklerine uymamız, uygun pozisyon almamız isteniyordur.
tüm bunları idrak etmek, duanın doğasına karşı bakış açımızı geliştirmemizi ve her şeyin bozuk yayın akışını düzeltmekten ibaret olduğunu anlamamızı kolaylaştıracaktır. bizim tamirat ve tadilatlarımız müşahedelerimize dönük olmalıdır. gayretimiz bu yönde oldukça anlamamız kolaylaşacak, güzel dualar kendiliğinden bizden sâdır olacaktır.



