Hasedin en korkunç kalp hastalığı veya şuur çarpıklığı olmasının nedeni, benlik vehmini şiddetle tahrik etmesidir.
dikkat edin hasette “ben ve o” kıyası vardır ve “niçin ben değil de o?” veya “niçin bana verilmedi de ona verildi?” sorgusu vardır. bu sorgunun ilahi hikmete bir itiraz olması ayrı dava; egoyu son derece katılaştıran da bir yönü vardır.
halbuki, mülk Allah’ındır. dilediği kemalatı dilediği mazharda/aynada zuhura getirir. o aynada o kemalatın açığa çıkması aynanın zenginliğini artırmaz; mülk yine Allah’a ait kalır.
bu yüzden bizim vehmimizin aksine, Allah gücünü, kudretini, mülkünü kimseyle paylaşmaz, paylaşmamıştır.
mesela bir zengin düşünün. Allah o şahısta/aynada zenginliğinden bir pırıltı göstermek dilemiştir. başka bir şahısta/aynada ise dilememiştir. ondaki zenginlik gerçekte yine Allah’a aittir. o şahsın vehmi benliği ile o zenginliğe sahip çıkması durumu değiştirmez. o sahiplenme ayrıca bir hatadır ve bedeli ödenecektir; çünkü mülkün sahibi Allah’tır ve kimsenin mülkünü gasbetmesine izin vermez.
bu örneği ilme, hikmete, evliyalığa, peygamberliğe vs. konulara dahi uygulayabiliriz. kimin aynasında ne açığa çıkarsa çıksın aynanın nasibi sadece göstermektir; sahiplenmek değildir. bu yüzden insanın aczi ve fakri daimidir.
acz= güç sahibi olmamak.
fakr= mülk sahibi olmamak. hatta kendini var sanmanın bile bir ilüzyon olduğunu anlamak.
dostlar hepimiz çok aciziz, çok fakiriz. allah, kainat üzerinde totaliter bir rejim kurmuş ve bizlere zırnık koklatmıyor(bu söz nefsimin acı acı şikayetidir). ey nefsim mesnevi’de geçen aslan, tilki ve kurdun av hikayesini hatırla. sonra kurt gibi pençeyi yeme. tilki gibi ol ve mülkü ile sahibinin arasına girme.



