
Peygamber efendimizde iki kemal mevcut idi. bunlar nübüvvet ve velayet yolları ve olgunluklarıdır.
nübüvvet kemali, peygamber efendimizin madde bedenine ait bir olgunluk idi. bu kemalin nihayeti, fizyolojik beden ile allah’ın huzuruna çıkmaktır ki, daha önce eşi benzeri görülmemiş ve hiçbir peygambere nasip olmamış bir durumdu.
nübüvvet kemali doğrudan madde boyutu ile ilgilidir, maddi olanı hakka yükseltmeyi hedefler. bu nedenle toplumla, halkla, maddi dünyanın düzenlemeleri ile yoğun olarak ilgilenir. farz namazlar kişiyi nübüvvet yolunda hakka yükseltmenin aracıdırlar. ancak farzlar nübüvvet yolunu bitirmiş bir kimse tarafından kişiye şifahen, yüz yüze talim edilmemişse, kişiyi hakikat mertebesine ulaştıramazlar, suret ve dış yüz taklidi olmaktan öteye gidemezler. zira yüz yüze talimde nurani inisiasyon vardır. işte bu yüzden günümüz insanının kılacağı bin rekat namaz, sahabenin kılmış olduğu iki rekat namaz etmez.
nübüvvet kemali ve nuru, peygamber efendimizin vefatından itibaren ancak 250 sene sürebilmiş ve sonrasında kaybolmuştur. bir sahabi der ki, “resulullahı defneder etmez, kalplerimizdeki değişikliği hissettik”. elbette hissederler, artık nübüvvet nurunun santrali gitmiştir. böylece islamın toplumsal bilinç olarak yükselişi de ilk 250 yıldan itibaren son bulmuştur. ondan sonrası mevcudun açılımı, çeşitlemesi ve korunmasıdır. islam toplumlarının donup kalması işte bu nedenledir(bir kısım tasavvuf ehli, nübüvveti velayetin iniş ve davet yönü olduğu zannı üzeredirler. bu görüş kesinlikle yanlıştır veya ancak gölge mertebesinden cüzi nasip olarak doğrudur).
peygamber efendimizdeki ikinci kemal olan velayet, maddenin değil ruhun allah’a yakınlığıdır. büyük ölçüde kişinin iç dünyası ile ilgilidir. kısacası velayet, islamın kişisel gelişim boyutudur diyebiliriz. peygamber efendimizden sonra sahabe içinde velayetten en yüksek hisseyi alan hz. ali idi. ondaki bu miras, abdülkadir geylani gibi zatlarda ve diğer âl-i beytten bir kısım yüksek zevatta devam etmiştir. velayetin bineği ve aracısı nafile ibadetlerdir. bilhassa zikir ve tesbihattır.
nübüvvet kemali, madde boyutu ile ilgili olduğu için zorunlu olarak zaman kısıtları içindedir. ancak velayet ruhla ilgili olduğu için zamana tâbî olması söz konusu değildir. bu nedenle günümüzde nübüvvet nurunu elde etmemiz mümkün değilken(çünkü peygamber efendimizle cismani olarak ve yüz yüze görüşmeyi gerektirir), velayet nurunu elde etmemiz mümkündür; çünkü peygamber efendimizle ruhani olarak görüşmek her zaman imkan dahilindedir.
son söz: eğer velayet ehli ile teşrik-i mesâin olmamışsa, “sünnete uyuyorum” diye yaptığın her şey kupkuru şekil ve taklit olmaktan öteye gidemez. nübüvvet anlamında sünnete uymayı ise günümüzde hiç kimse başaramaz. o yol kapalıdır çünkü. nübüvvet yolu tekrar açılıp işler hale gelmedikçe de islamın toplumsal bilinç olarak ilerleyişe geçmesi mümkün olmayacak ve müslümanların sefaleti son bulmayacaktır.
o yol açıldığı anda ise islamın dünya hakimiyeti önünde hiçbir güç duramaz; ezer geçer; tıpkı sahabenin kendi devirlerindeki iki süper gücü(bizans ve sasani) ezip geçmeleri gibi…



