Yaş İlerledikçe Müziğin Çok Da Önemli Olmaması
Üniversite yıllarında odamda radyo daima açık durur ve sürekli müzik çalardı; çünkü müziğin zihindeki gürültüyü, iç konuşmaları azaltıcı bir etkisi vardır. o gürültünün biraz olsun azalması insanı bir parça ferahlatır.
kafamızda sürekli uğuldayan bir arı kovanı taşıdığımızı normalde fark edemeyiz. ancak o uğultu bir an kesilseydi durumu fark edebilirdik ve o uğuldayan arı kovanı ile nasıl yaşayabildiğimize inanamazdık.
bir tasavvuf yolcusu belirli bir aşamaya ulaşınca zihni susacaktır; arı kovanı artık uğuldamaz olacaktır. işte bu noktaya ulaşan kişinin artık müziğe pek ihtiyacı kalmaz; istisnai durumlar haricinde müzikten değil sessizlikten hoşlanır. yine müzik dinler elbet yeri gelince; ama olay eskisinden çok farklıdır.
zihin uğultusunun kesilmesi, kalbin tasfiyesi(arındırılması) ve huzur mertebesine ulaşmakla ilgilidir. ancak kalbin huzura ulaşması, nefsin de temizlendiği anlamına gelmemektedir. o da ayrı ve başka bir zorlu mücadele konusudur. kalp huzura kavuşmasına rağmen, o kimsede ego ve bedenin düşük arzuları hükmünü icra etmeye devam eder.
sonuç: müzik insanı huzura çekmeye çalışan ama buna gücü yetmeyen bir araçtır. insanda negatif duyguları tetikleyen, boş ve malayaniye eğilimi artıran, şehvet, şöhret ve şiddet duygularını çoşturan müziklere ise hiçbir şartta itibar edilmemesi gerekir. esasen onlar müzik değil ancak şeytan üfürmesidir.



