Allah ondan râzı olsun, Hz. Ömer’e armağanlar getirdiler, bir de zehir dolu bir kâse sundular. “bu neye
yarar?” dedi. dediler ki: birisini açıktan öldürmeyi uygun bulmazlarsa bundan birazcık sunarlar ona; içer,
gizlice ölür gider. kılıçla öldürülemeyecek bir düşman varsa gizlice ona, bundan birazcık sunup öldürürler
onu.
Hz. Ömer, “pek güzel bir şey getirdiniz” dedi; verin bana onu da içeyim. bende pek büyük bir düşman var,
kılıç erişmiyor ona; dünyâda ondan daha düşman bir şey yok bana. “hepsini birden içmeye hacet yok,
bunun bir zerresi yeter; bu, yüz bin kişiye yeter” dediler.
bu düşman da bir kişi değil dedi Hz. Ömer; bin kişinin yerini tutar; yüz binlerce kişiyi tepesi üstü yerlere yıkmıştır. kâseyi aldı, birden başına dikti. Ömer, zehri içince orada bulunanlar, bir kerametten müslüman oldular; senin dinin gerçek dediler. Hz. Ömer dedi ki: hepiniz müslüman oldunuz da bu kâfir, hâlâ müslüman olmadı.
Ömer’in bu sözü söylemeden maksadı, herkesin imanını bildirmek değildi. onda o iman vardı,
hattâ daha da çok vardı; hakiki iman vardı onda. fakat maksadı, peygamberlerin, hasların,
gözleriyle görmüş kişilerin imanıydı; o inançı umuyor, istiyordu.
hani, dünyânın bucaklarına bir arslanın ünü yayılmıştı. halk o arslanı görüp meraktan kurtulmak için uzak
yollardan o ormana yöneldi. konaklar aşıp o ormana vardılar, arslanı uzaktan görünce öylece kalakaldılar, ileriye bir adım bile atamadılar. bu arslanı görme sevdasıyla bu kadar yol aştınız; bu arslanın bir huyu vardı: kim, yüreklice yanına varırsa sevgiyle elini uzatır, okşar onu; hiçbir ziyan vermez ona, fakat ondan biri ürker korkarsa arslan, kızar ona; hattâ böylelerin kimisine, benim hakkımda ne de kötü bir zannı var diye saldırır da;
bunca adım attınız,
yüz yıllık yol aştınız; şimdi arslana yaklaştığınız halde bu durmak da ne? bir adım ileri atıverin dediler.
fakat kimsede o yürek yoktu ki ileriye bir adım atabilsin. bütün o adımları attık ya dediler, hepsi de
kolaydı; fakat buradan ileriye bir adım bile atamıyoruz.
şimdi Ömer’in de o sözü söylemeden maksadı, arslanın karşısına varınca ona doğru atılması
gereken o bir adımdı işte. o adımı pek az adam atabilir; haslardan, tanrı yakınlarından başkalarının işi
değil bu. o inanç, peygamberlerden başkasına nasib olmaz; çünkü onlar, canlarından el yumuşlardır.
(mevlana, fihimafih’ten)



