Hüve
İlâhî kudretin bu dünyada bilinen isimleri olduğu gibi bilmediğimiz nice âlemlerde ve ilâhî âlemde de tatbikata konulmamış, zuhur bulmamış nice isimlerinin olduğu hakikattir. kudret-i ilâhîyenin zatiyetini işaret eden isimlerin tamamının bilinmesi mümkün olmadığından rabbimiz bir lütuf yaparak isimden münezzeh bir nokta olan hüve zamirini işaret buyurmuşlardır.
gerek bu dünyada gerekse ilâhî âlemlerde hangi isimlerin fiili icrada olduğunu bilemiyoruz. zuhur yapmış ve yapmamış sonsuz isimlerin sahibi olan hüve’yi hiçbir isim tam olarak tarif ve tavsif edemeyeceğinden, zatiyet-i ilâhîye hüve’yi işaret buyurmuşlardır.
hüve zâttır, nübüvvet allah ismine bağlıdır; velâyet ise hüve’ye bağlıdır. hz. peygamber son nebi olarak hüve’yi daima özelinde tutarak insanlara allah ismini zikretmiştir.
hüve’nin tam tatbikat ismi allah ismidir. hatmül velâyet ise, velâyet icabı hüve’yi zikreder. peygamber efendimiz hatmül velayet sırrı ile lütfetmiş olduğu hüve sırrının allah’ın arzuyu ilâhîsi ile zamanı geldiğinde açılacağını işaret etmişlerdir. hüve’nin dünyada velâyet sırrı ile tatbikatta olduğu bilinmektedir. hüve noktası yanlışı reddetmez; doğrultur, düzeltir; ondaki rahmeti görür; yanlıştan doğruyu çıkartır.
vacib ul-vücûd kelimesinin hüve anlamında yazıldığını görmekteyiz. ancak vacib ul-vücud bir isimdir. hüve isim değildir. hüve, isimlerden münezzeh olarak Allah’ın zatiyet-i hüviyetini işaret eder. hüve’nin göründüğü gönül noktası olarak Hz. Muhammed (s.a.v) in verdiği bir karar Allah ismi tarafından tatbikata koyulmaktadır. ancak, Allah ismine itiraz edenlere bir mühlet verilmektedir. hüve’nin göründüğü risalet noktasına itirazı ise Allah ismi kabul etmemektedir. kur’an’ın anlatımı ile bütün peygamberlere yapılan itirazlar hüve’ye itiraz şeklinde sayıldığı için makbul tutulmamıştır.
nitekim kendisine itiraz eden hanımını lût peygamber bağışlanmasını istemesine rağmen allah onu bağışlamadı ve helâk olanlardan oldu. çünkü o itiraz hüve’ye karşı yapılmıştı. yine nuh peygamberin oğlu da babasına itiraz etmişti. babasının oğlu için allah’tan bağışlanma istemesine rağmen allah kabul etmedi. çünkü o itirazın aslında hüve’ye yapıldığı görülmektedir.
maide sûresi 78. âyetinde,
“lü’ınelleziyne keferu min beniy israiyle alâ lisani davude ve ıysebni meryeme zalike bima asav ve kanu ya’tedune.”
“benî israil’den küfre düşenler davud’un ve meryem oğlu isa’nın lisanı üzere lânetlenmişlerdir. isyan ettikleri ve saldırgan oldukları için böyledir.” buyrulmaktadır.
haşr sûresi 22-24. âyetlerinde,
“hüvallahülleziy lâ ilahe illa hu alimü’l ğaybi ve’ş şehadeh hüve’r rahmanü’r rahıym hüvallahülleziy lâ ilahe illa hu el melikü’l kuddüsü’s selamü’l mü’minü’l müheyminü’l aziyzü’l cebbarü’l mütekebbir sübhanallahi ‘amma yüşrikun hüvallahü’l haliku’l bariyü’l müsavvirü lehü’l esmaü’l husna yüsebbihu lehu ma fiy’s semavati ve’l ard ve hüve’l aziyzü’l hakiym”
“hüve’dir allah ki hüve’den başka ilah yoktur alimidir gaybın ve şahid olunanın hü ve’dir er rahman er rahim ‘hüve’dir. allah ki hüve’den başka ilah yoktur. el melik’tir, el kuddüs’tür, es selam’dır, el mümin’dir, el müheymin’dir, el aziz’dir, el cebbar’dır, el mütekebbir’dir. sübhandır. allah şirk koştuklarından. hüve’dir allah, el halik’tir, el barî’dir, el müsavvir’dir. hû’nundur esmaül hüsna. tesbih eder hû’yu semavatta ve arzda olanlar. ve ‘hüve’dir el aziz, el hakim…” buyrulmaktadır.
hadis: resûlullah (s.a.v) seferden dönerken, uğradığı her tümsekte üç kere tekbir getirir, arkadan da: “lâ ilahe illallahu vahdehu la şerike leh, lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü ve hüve ala külli şey’in kadir.”
(allah’tan başka ilah yoktur. hû tekdir, ortağı yoktur, mülk hû’nundur, hamd hû’yadır. hüve her şeye kadirdir) dönüyoruz, tevbe ediyoruz, kulluk ediyoruz, secde ediyoruz, rabbimize hamd ediyoruz.
allah va’dinde sadık oldu, kuluna yardım etti. (hendek harbi’nde) müttefik orduları tek başına helâk etti” buyururdu. (ibnu ömer kütübü sitte hadis no: 1834)
hicr sûresi 25. âyetinde,
“ve inne rabbeke hüve yahşürühüm innehu hakiymün aliym”
“ve muhakkak ki rabb’in ‘hüve’ onları haşreder ve muhakkkak hû hakîm’dir. alîm’dir.”
al-i imrân sûresi 18. âyetinde,
“şehidallahü ennehu la ilâhe illâ hüve velmelaiketü ve ülül’ılmi kaimen bilkıstı la ilâhe illâ hüvelaziyzülhakiymü”
“şehadet eder allah illâ ‘hüve’den başka bir ilâh olmadığına ve melekler ve kıst (adalet) ile kaim olan ilim sahipleri de. illâ ‘el aziz’, ‘el hakîm’ ‘hüve’den başka ilâh yoktur.”
hz. peygamber (s.a.v) buyurdular ki: “duaların en faziletlisi arefe günü yapılan duadır. ben ve benden önceki peygamberlerin söyledikleri en faziletli söz, ‘lâ ilahe illallahu vahdehu la şerike leh lehü’l’mülkü ve lehü’l-hamdü ve hüve ala külli şey’in kadir. (allah’tan başka ilah yoktur, hû tektir, hû’nun ortağı yoktur, mülk hû’nundur, hamd hû’ya aittir. “hû” her şeye kadirdir) sözüdür.” (amr ibnu şuayb an ebihi an ceddihi kütübü sitte hadis no:1863)
bakara sûresi 255. âyetinde,
“allahü la ilâhe illâ hüve’l hayyül kayyum”
“allah… ‘el hayy’, ‘el kayyum’ ‘hüve’den başka ilâh yoktur.” buyrulmaktadır.
resûlullah’a (s.a.v), “kur’an-ı kerim’deki en büyük âyet hangisidir?” diye sorulduğunda şöyle cevap verdi:” “allahü lâ ilâhe illa hüvel hayyül kayyum/ allah el-hayy”el-kayyum” “hüve’den başka ilâh yoktur. (ebu davud)
hiçbir isim o’nu tam olarak ifade edemez. nitekim ilâhî yaratıcıyı çeşitli isimlerle ilâh edinmişlerdir. hüve kendisinin hiçbir isimle tahdit edilemeyeceğini böylece bildirmektedir.
(alıntı: ell hacc hüseyin vedad)



