Hayatın AnlamıEvliyalarHatem'ül Enbiya (sav)İman ve İnkarKalpŞuur-Yüksek Şuur-Düşük Şuur

Terk-i Dünya 2

Muhyiddin-i arabi hazretleri hacca gitmek için endülüs’ten yola çıkar. mısır’a geldiğinde orada evliyadan bir zatı evinde ziyaret eder. bu zat oldukça güzel bir evde, lüks bir hayat sürmektedir. arabi hazretleri ayrılırken o zat, “falanca yerde benim bir öğrencim var. senin yolunun üstüdür. geçerken ona uğra ve dünyayı kalbinden çıkarmasını söyle ona” der.

arabi hazretleri yoluna devam eder ve söylenilen yerde öğrenciyi bulur ve ona misafir olur. öğrenci bataklık bir bölgede sazdan bir kulübede inziva halindedir. zamanını zikir ve fikirle geçirmektedir. her gün iki balık tutmakta, birini gıda olarak değerlendirmekte, diğerini sadaka olarak tekrar suya bırakmaktadır.

arabi hazretleri öğrenciye hocasının mesajını iletir. öğrenci hayıflanmaya başlar ve der ki, “işte ben gördüğünüz gibi son derece fakirane bir hayat yaşamaktayım. buna rağmen dünya kalbimden çıkmış değildir. kalbim hâlâ dünyanın malına, güzelliklerine tutkundur. hocam ise lüks bir hayat yaşamasına rağmen, kalbi tamamen dünyadan kopmuştur”.

– isnetus o zat niye lüks hayat yaşıyor? peygamber efendimiz bile kıt kanaat yaşamış. olur mu öyle şey?

+ niçin olmasın? halk rahat bir hayat içinde gördüğü veli bir zatı inkar etme eğilimindedir. “bunun bir eli yağda, bir eli balda. müritlerini söğüşlemiş de böyle olmuş” vs. derler. aslında bu sözlerin kaynağı kıskançlık ve hasettir. zira onların dünyaya rağbeti ve hırsı fazladır. en büyük emelleri de dünya malı ve güzelliklerine ulaşmaktır. kendinde olmayıp başkasında gördükleri zaman hasedinden çatlar hepsi.

aynı şekilde komünistler dahi halkın bu ağır hastalığını istismar edip kendilerine militan devşirirler. “patronlar işçiyi soyduğu için zengindir” diyerek, onları haset hastalığından yakalayıp, burnu halkalı ayıyı çeker gibi istedikleri istikamete çekerler.

işin daha kötüsü de şudur: eğer bunlar yoksul bir hayat yaşayan veli görseler, yine inkar eğilimine girerler ve bu sefer “islam dünyası işte bu -bir lokma bir hırka felsefesi- yüzünden geri kaldı” derler. niçin böyle söylüyorlar? çünkü onların dünyaya hırsı çok fazladır. dünyanın güzelliklerinden mahrumiyet onlara çok acı gelmektedir.

kısacası halk veli zatları her halükarda inkar yoluna gitmektedir. zengin görseler başka gerekçeyle, fakir görseler bir başka gerekçeyle inkar ederler.

– isnetus gerçekten de bahsettiğin dünyayı terk olgusu geri kalmaya yol açmaz mı?

+ dünyayı terk, avamın anladığı gibi bir şey değildir. onların terkten anladığı ruhbanlıktır. oysa ruhbanlar ters kutba savrulmaktan başka bir şey yapmamışlardır. içlerinde dünya sevgisi tüm haşmetiyle durmaktadır. onlar halkı sömürmenin bir başka yolunu bulmuş bir güruhtur sadece.

gerçekte dünyayı terk, bir bilinç sıçramasıdır. bilincin artık dünya malı, parası ve güzellikleri ile kayıtlanmaması durumudur. bunlardan mahrumiyet değildir. mesela yemek yemeyi zevk ve hırs haline getirmiş kimseler vardır. ömürlerini lezzetli yemek peşinde koşarak geçirirler. bu ağır bir hastalıktır. bu hastalıktan arınmak, “yemek yemeği terk etmelisin” anlamına gelmez hiçbir zaman. bu türlü bir arınış hiçbir olumsuzluğun sebebi olamaz. bilakis bir özgürleşmedir. ruhbanlık türü güya terkler ise, evet dediğiniz gibi sayısız olumsuzluğun sebebi olabilir.

isnetus 16.06.2022 11:17 ~ 11:27

İsnet.us

Bir ekşi sözlük yazarı olan “isnetus”, ağırlıklı olarak tasavvuf, tarih, siyaset bilimi alanlarına ilgi duyar. Ekşi sözlük ve bu blog haricinde başka bir yerde yazmamaktadır; instagram, twitter ve facebook hesabı da yoktur. Bununla birlikte Ekşi'de paylaştığı bazı yazılarını https://isnetus.wordpress.com/ adlı sitesinde paylaşarak takipçilerinin yorum ve ilgili konu hakkındaki değerlendirmelerini paylaşabildiği ve farklı açılardaki tefekkürlerini sunup fikir alışverişinde bulunabildikleri bir blogu da mevcuttur.

İlgili Makaleler

3 Yorum

  1. Burada son paragrafta şöyle diyorsunuz: gerçekte dünyayı terk, bir bilinç sıçramasıdır. bilincin artık dünya malı, parası ve güzellikleri ile kayıtlanmaması durumudur. bunlardan mahrumiyet değildir. mesela yemek yemeyi zevk ve hırs haline getirmiş kimseler vardır. ömürlerini lezzetli yemek peşinde koşarak geçirirler. bu ağır bir hastalıktır. bu hastalıktan arınmak, “yemek yemeği terk etmelisin” anlamına gelmez hiçbir zaman. bu türlü bir arınış hiçbir olumsuzluğun sebebi olamaz. bilakis bir özgürleşmedir. ruhbanlık türü güya terkler ise, evet dediğiniz gibi sayısız olumsuzluğun sebebi olabilir.

    Menzil cemaati ile ilgili entry’lerinizden birinde ise (https://www.isnet.us/menzil-cemaati.html?noamp=mobile#respond) şunu demişsiniz:
    dünyevi işlere bulaşan bir tarikatçının(!) kalbini tasfiye edebilmesi asla mümkün olmaz. dolayısıyla ona tarikat ehli falan da denilemez. o artık dünya ehlidir. tasavvuf onun için menfaat temini yolunda bir söylemdir yalnızca. benim bu ithamlarıma karşı menzilci’lerin ne diyeceğini tahmin edebiliyorum. “biz dünya işlerine elimizi bulaştırıyoruz ama kalbimizi bulaştırmıyoruz” diyecekler ve halt edeceklerdir.

    “asli bir nispetin sahibi olan sahabeler, dünyayı zahiren terk etmeden kalplerini allah’a verebiliyorlardı; ancak gölge kemalatı olan tarikatlarda bu mümkün değildir. gölge yolunda bir şeyin kalpten çıkması için elden dahi çıkması gerekir” der büyük üstadımız imam-ı rabbani hazretleri.

    1. Çok dert etmeye gerek yok. Damla damla zamanla açılır belki.

      Not: Siteye yöneltilen sorulara ilişkin cevaplar bizzat İsnetus tarafından değil, site yönetimi tarafından yanıtlanmaktadır.

    2. Vasıtasız menzile varılmaz, menzile varınca da vasıtaya lüzum olmaz demişlerdir. Yolun başında olanlar için elden dahi çıkarmak gerekir zira elde bulundukça kalpten çıkarmak mümkün olmaz. Menzile varmakla ise dünyayı terkin hakikisi müyesser olmuş olur, kalpte rağbet kalmaz ki bunun işareti varlığı ile yokluğunun müsavi olmasıdır. Bu nimet ele geçince vasıta olan mecazi terke, elden çıkarmaya lüzum kalmaz.

      Dolayısıyla İmam Rabbani Hazretlerinin işaret ettiği elden çıkarma gölge yolunun başında bulunanlar için gerekli olur, dünyayı terkin hakikisine kavuşulunca buna lüzum kalmaz. Yukarıdaki yazıda da dikkatinizi çekmiştir, dünyadan görünüp de kalbi dünyada olmayan kişi velidir, menzili (bir veçhile) tamamlamıştır. Talebeyse yolun başındadır, elden çıkarma vasıtasını aşacak menzile gelmemiştir.

      Yine İmam Rabbani Hazretleri birçok mektupta bu yolda riyazetin olmadığından bahseder. Burada riyazetin umumi manasına yani şiddetli açlıklar, mahrumiyetler, kendini hakir gösterme, inziva ve diğer benzeri uygulamalara işaret eder. Aslında daha zor bir riyazetin yani orta yolda kaim olmanın dahi bir tür riyazet olduğunu ve efdal olanın bu olduğunu söyler. Bu orta yol riyazetinde şiddetli açlık yoktur, abartılı (dini yahut lâdini) kıyafetler giymek yoktur, az uyumak yoktur… Her imkan ve mükellefiyeti asıl gayeye araç olarak bilerek ve lüzumunca kullanmak vardır. Dolayısıyla, bu yolda ruhbanlık da yoktur.

      O halde, elden çıkarmanın gölge yolunun başında bir lüzum olduğu ancak bunun dahi bir haddinin, ölçüsünün bulunduğu anlaşılıyor. Elden çıkarmayı klasik anlamda riyazete götürmek ve buradan bir tür ruhbanlık türetmek, amaca hizmette yetersiz kaldığı gibi sair tehlikeleri de içerir. Orta yollu riyazette ise dünya hem elden çıkarılmış olur hem de ruhbanlık tehlikeleri bertaraf edilmiş olur. Bu yöntemle/vasıtayla gaye hasıl olur da hakiki terk müyesser olursa buna dahi zaruret kalmaz. Kalbi dünyayı hakikaten terk etmiş kişi, hikmet zahirde neyi icap ettiriyorsa ona uygun davranacaktır.

      Allahualem… Benim anlayabildiğim budur, belki size de bir faydası bulunur.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu